Ne zamandır sizlerle oturup şöyle güzel bir gezi yazısı paylaşmamıştım. Ülkemizde görmeyi en çok istediğim yerlerden birini, Mardin ve Midyat’ı sonunda görmüş olduğum için gerçekten çok mutluyum. Seyahatimiz Mardin havalimanına indikten sonra başladı ve ardından otelimiz Kasrı Nehroz’a vardık. Süryaniler tarafından 350 yıl önce Nehroz (yani Yenigün) ailesine verilen taş bir konakta kalmak oldukça keyifliydi. Otelimizde geçirdiğimiz birkaç saatin ardından soluğu eski Mardin merkezinde aldık.
Mezopotamya’nın en eski şehirlerinden birisi olan Mardin, bir dağın eteklerine kurulmuş büyüleyici bir şehir. Tepeden kuş bakışı şehri izleyen Mardin kalesi bugün askeri üs olarak kullanıldığı için turistik gezilere kapalı. Ancak kalenin hemen alt kısmında yer alan Zinciriye Sultan İsa Medresesi görülmeye değer bir yapı. Mardin’de hüküm süren son Artuklu Sultanı Melik Necmettin İsa bin Muzaffer Davud bin El Melik Salih tarafından 1385 yılında yaptırılan Sultan İsa Medresesi hala tüm ihtişamıyla ziyaretçilerini ağırlıyor. Bunun yanı sıra biz ziyaret edemesek de yapımına Artuklular’ın başladığı, ancak Timur döneminde Moğollar saldırısına uğradığından yarım kalıp. 15. Yy. sonlarında Akkoyunlular tarafından tamamlanmış Kasımiye Medresesi’ni de ziyaret edin.

Medreselerin yanı sıra Mardin’in kuyumcularını gezip, manzaraya karşı Dibek kahvesi içmeyi ihmal etmeyin. Sevdikleriniz ve kendiniz için Mardin’in meşhur mavi badem şekerinden alabilirsiniz. Ben şekeri çok sevmediğim için sadece tadına bakmakla yetindim.
Mardin’de güneşi batırıp yemek için Cercis Murat Konağı‘na vardık. Geleneksel Mardin mutfağının en iyi örneklerinin sunulduğu bu konakta, etkileyici 19. yüzyıl motifleri olan taş işlemeleri sizi kendine hayran bırakıyor. Ödüllü şef Ebru Baybara Demir’in önderliğinde hazırlanan yemekler, çok başarılı yöresel türkülerin seslendirildiği fasıl müziği ve yemeğin bir şölen eğlence havasında sunumu bize unutulmaz bir akşam yaşattı desek yeridir. Bir mekanda ilk kez yemek yerken kendimi oraya bu kadar çok ait hissettim. Coşkuyla doldum, yaşadığım topraktan ve bu serüvenin bir parçası olmaktan mutluluk duydum. İnsana farklı şeyler hissettiren yemekten öte bir deneyimdi benim için Cercis Murat Konağı…
MİDYAT
Otelimiz Kasr-ı Nehroz Midyat’ın merkezinde yer aldığı için ikinci günümüzü Midyat çevresindeki medreseleri görmeye ayırdık. Bu medreselerin en başında ise tabi ki Mor Gabriel manastırı vardı. Rehberimiz Kuryakos bize o kadar iyi bir anlatım yaptı ki eğer yolunuz oraya düşerse kendisine Instagram’dan @kuryakos_acar ismi ile ulaşıp bilgi alabilirsiniz. Süryanilerin ana yurdu olarak bilinen Turabdin bölgesinde meşe ağaçlarının arasına kurulmuş Mor Gabriel manastırı dünyanın ayakta duran en eski Süryani Ortodoks Hristiyan manastırıymış. Bugün manastırda hala 60 din adamı ve öğrencinin yaşadığını duyunca haliyle biraz şaşırıyoruz. Sessiz, sakin bir ortam içerisinde doğayla iç içe olan bu manastırda dualarımızı edip, niyetlerimizi tutup, şifa isteyerek ayrılıp yolumuzu pizzalarıyla ünlü Kafro köyüne çevirdik.
KAFRO / PİZZA KÖYÜ
Midyat’ın Elbeğendi(Süryanice Kafro) köyünde memleket hasretiyle yıllar sonra köylerine dönmeye karar veren Süryani Nail Demir, kent merkezine 20 kilometre mesafede bulunan köyde açtığı Pizza dükkanı ile yerli ve yabancı turistlerin uğrak yeri haline gelmiş. Hatta öyleki Süryani ailenin yaptığı pizzalar nedeniyle köye halk arasında ‘Pizza köyü‘ denilmeye başlanmış. Pizzalar kötü diyemem ama sırf bir pizza için de yolunuzu değiştirip bu köye gitmeye değer mi orasına emin değilim. Tabi ki merak ediyorsanız gidin, takdir sizin =)
HEDİYELİK EŞYALAR
Midyat’ın merkezinde kendinize Süryani şarabı almayı ihmal etmeyin. İçimi çok kolay olan bu şarapları eminim siz de çok seveceksiniz. Benim favorim tattıklarım içinden Shiluh Turabdin klasik kırmızı şarabı oldu. Bunun yanı sıra Mardin’in gümüş işçiliği meşhur olduğundan Midyat’ın içerisinde TOK Kuyumculuk’a uğrayarak kendinize,sevdiklerinize hediye alabilirsiniz. Telkari işçiliği burada meşhur olduğundan telkari örülmüş gümüşler seçmeniz hediye için daha mantıklı olabilir. Yine Midyat’ın içerisinde Artuk Bey’den dibek,menengiç kahvesi ve Süryani çöreği almak da bir başka güzel seçenek. Ben özellikle menengiç kahvesine bayılıyorum, paketi 25 TL’den kendime bolca aldım.
İki günlük Mardin seyahati bana hiç ama hiç yetmedi. Burası öyle huzurlu, öyle büyülü topraklar ki. Tanıtımını, reklamını daha iyi yaplamlı ve şehri görsel, işlevsel anlamda daha turistik hale getirilmeli diye düşünüyorum. Şehir popüler restoranlar, ve gece kulüpleri ile dünya piyasasına açılabilir ve turist anlamında daha çok kişi çekebilir diye düşünüyorum. Yepyeni gezilerde görüşmek üzere! Sevgiyle kalın!








